Eleğe kanaviçe

17:29 journey of my hands 6 Comments



Sanki yavaş yavaş blog beni çağırıyor gibi...elbette bunun sebebinin bu ara yazıya çok vakit ayırmam,blogun da yazma yönümü tatmim etmesi olduğunun farkındayım...ama ne önemi var ki; geldim işte,buradayım....

Haftalar önce bir alışveriş sırasında kapıp sepete attığım elek,nihayet bitip duvardaki yerini aldı...




Şu Pinterest çok fena bir yer...insanın aklını türlü şeylerle dolduruyor gerçekten...gerçi benim orada gördüğüm süzgeçti ama,ben eleğe işledim kanaviçemi...Hocam kızmasın...bilmeyenler için yazıveriyim hemencecik,yaklaşık üç sene önce çarpı işine merak salmış,araştırmalarım sonucu da,Lavanta Bahçesi ile karşılaşmıştım...kendisini hocam ilan etmiş,bütün blogunu hatmedip yola çıkmıştım...benim o merakım bugün nelere sebep oldu...hem güzel bir el işi öğrenme fırsatı yakaladım,hem de hiç tahmin etmediğim bir şekilde birbirimize yakınlaşıp,dost olduk Ahu ile...Canım Ahu...ruhu kadar zarif işleri olan güzel arkadaşım...hem biliyormusunuz,bugün böyle güzel ve beğenilen nakışlar yapabiliyorsam aslında bunu Ahu'ya borçluyum....eğer sayesinde iplerle,kumaşlarla tanışmasaydım belki de hiç kaymazdım o tarafa...her yönden çok müteşekkir hissediyorum kendimi sana... hayatımda hep yerin olsun dilerim....




bak yine nerelerden nerelere geldim...diyorum işte; birinin,bir başkasının hayatına dokunması konusu gerçekten ilginç...bu açıyı yakaladığın zaman,aklının oraya kayması da kaçınılmaz oluyor...anımsıyor,hatırlıyor,şükran duyuyor,seviniyor,mutlu hissediyorsun kendini....yıllar geçse bile,minicik izler bir anda su yüzüne çıkıyor....



Güçlü ne alaka demeyin...o hayatımdaki en önemli parçalardan biri...ne yaparsam yapayım,hep peşimde olan,sevgisini bir an bile eksik etmeyen,ruhuna hayran olduğum bir parça....tabi ki ben fotoğraf çekerken etrafımda olması kaçınılmaz...editörlük bu çocuğun kanında var...editörlük demişken; bilenler biliyor bir kitap üzerinde çalıştığımı...bu ara varsa yoksa kitap...elim ne iş yapıyorsa yapsın,bir yanım sürekli çalışıyor...yaratıyor,yazıyor,yapıyor,bozuyor,karalıyor sonra tekrar yazıyor...bazen koltuğa uzanıp sadece tavanı seyrediyorum...meğer bizim tavan projektör perdesiymiş...kitabım film gibi oynayıp duruyor orada....



Bir şeyler yazarken,ister istemez araştırma sürecinin içine de giriyorsun...bazen,bu araştırma işleri o kadar raydan çıkıyor ki,kendimi bambaşka bir dünyanın içinde buluveriyorum...sonra toparla toparlayabilirsen...misal,geçen hafta,araştırmam esnasında,olmadık bir şeye denk gelip,kendimi büsbütün karıştırmışlığım oldu...ilk dört gün bildiğin ruh gibi dolandım durdum...öyle taşlar yerinden oynadı ki,bir daha yerine koyabilirmiyim bilemiyorum...


Sizin düsturunuz ne bilmiyorum,ama benim ki;içsel olarak gelişmek,attığım adımların kendimi tanıma yolunda olması ve iyi niyet....başka bir şeyin önemi yok pek...dolayısıyla da,kendimi irdelemek,sorgulamak,düşünmek,hayatın şimdiye kadar önüme çıkarttıklarıyla içsel dünyamda adımlar atmak mühim benim için... arada da böyle işler yapıp kafamı dağıtmayı seviyorum işte...



Basit olmak hoşuma gidiyor...basitlikten kastım,bayağı değil elbette...sade,herşeyi ortada,yalın olmak...hayatımda çok fazla şey varmış gibi görünse de,bir kaç bölümden oluşması,o bölümlerin kendi içinde yapılanması ve bu yapılandırılmış kısımların bana huzuru aşılaması hoşuma gidiyor...bir tek şu kitabı yazarken strese giriyorum,o kadar...o da anlatmak istediğimi iyi anlatamama kaygısından...yoksa neresinden bakarsam,nerelerde kaybolursam kaybolayım,her şey en basit haline indirgendiğinde huzura bürünüyorum,daha önce değil...



Zaten bu eve taşındık taşınalı,bahçesinden olsa gerek,her yeri yeşertmek istiyorum...bıraksalar bahçedeki o çoşmuş yoncaların içinde yatacağım...pıtır pıtır her yeri sarmaları hem neşelendiriyor,hem de huzur bahşediyor ruhuma...daha önce olsa korkardım...bitki-çiçek yetiştirme konusunda gerçekten tam bir beceriksiz olmama rağmen,hiç şimdiki kadar cesur da olmamıştım...aldığım üç beş küçük bitki bile heyecanlandırıyor beni...bu yüzden herhalde,eleği daha sepete atarken,üzerine bir yaprak işleyecğimi biliyordum..yeşil olsun...ille de yeşil dedim..



Gözlemlemenin en büyük öğretici olduğunu keşfettiğim yıllardan yadigar,bahçede olan herşey dikkatimi çekiyor...kedilerimiz sabahları kapı açılınca öyle bir fırlıyorlar ki dışarıya,sanırsın aylardır eve hapisler....koşuyorlar,toprakta yatıyorlar,güneşleniyorlar,çim yiyorlar....doğanın nasıl bir gereksinim olduğunu gözüme soka soka gösteriyorlar resmen....



Ne kadar daldan dala kondum...alt tarafı eleğe işlenmiş bir kanaviçe göstereceksin,bu ne diyorsunuzdur belki...ama bu alt tarafı kanaviçe yazısı değil....bu biraz iç dökmek...yazabiliyorken,blogunla aşk yaşamak....hem bugün sevgililer günü değil mi?...blog da bir nevi sevgili aslında....emek verdiğin...içini döktüğün...ondan sebep biraz bu lastik gibi uzayan sözcükler..



şimdi yapmak isteyen olursa diye yazıyım...ben ip olarak,nakış kukalarımı kullandım...ama ipi dört kat yapmam gerekti...yoksa dolgun durmuyor...şimdiki aklım olsa ince yünlerden kullanırdım ama iş işten geçti artık...yünleri bir dahaki eleğe kullanırım artık...eğer yaparsanız,siz yün kullanın bence,çok daha güzel olacağını düşünüyorum...goblen gibi...



Alt tarafına püsküller yapacaktım ama bizim Çapi kız bu konuda çok yaramaz olduğundan vazgeçmek zorunda kaldım...aslında öyle daha güzel olurdu...neyse,bu duvarla işim bitmedi zaten daha...yan yana irili ufaklı bir kaç elek daha alıp yapraklarla bezemeyi düşünüyorum...böyle çok yalnız ve çıplak gibi durdu gözüme...bir arada daha güzel görünecekler,eminim....

sizin aklınıza başka fikirler gelirse yazın olur mu?
akıl akıldan üstündür neticede...

öperim efendim....


You Might Also Like

6 yorum:

  1. Nefis olmuş, ellerinize sağlık ben de deneyeceğim en kısa zamanda. Çok sevgiler, Feride

    YanıtlaSil
  2. Deneyin tabi☺️ben çok sevdim ortaya çıkan görüntüyü.benden de sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Fotoğraflar, yazı ve tabi ki başrol oyuncumuz elek harika olmuş hepsi de tek kelimeyle bayıldımm❤️

    www.hilibon.com

    YanıtlaSil